26 YIL ARADAN SONRA GÜMRÜK BİRLİĞİ:
KAPİTÜLASYON MU REKABET KALDIRACI MI?
Hüseyin Vatansever
Sevgili Dostlarım,
Ülkemizin 84 milyona ulaşan nüfusunun yarısı 31 yaşın altında olduğuna göre, benim gibi orta yaşta olanların “dün gibi” dediği kimi olaylar, adeta tarihi vesika işlevi görüyor…
Gümrük Birliği de böyle bir konu.
Tarihler 1 Ocak 1996’yı gösterdiğinde, Türk ekonomisi en önemli eşik noktalarından birisinde idi.
Dönemin Başbakanı “Ekonomi Profesörü” Tansu Çiller’in, “2000 yılında inşallah maşallah AB’ye tam üyeyiz” söylemleri ile dâhil olduğumuz Gümrük Birliği, Türkiye’yi hâlâ devam eden bir “ilk”e taşıyordu.
Avrupa Birliği’ne tam üye olmadan Gümrük Birliği’ne üye olan “ilk ve tek” ülkeydik.
Bu özelliğimiz bugün de değişmiş değildir.
***
1963 yılında o zamanki adı AET olan Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında imzaladığımız Ankara Anlaşması ile başlayan “aşk”, 1990’lı yıllara kadar bir türlü evlilik ile sonuçlanmamış, “Eh, bari evlenemiyoruz, aramızda bir nikâh kıyalım” noktasına takılı kalmıştı.
O zoraki nikâhın adı Gümrük Birliği idi…
Aradan 26 koca yıl geçti.
“Bir türlü evliliğe ulaşamayan bu nikâhta neler kazandık neler kaybettik” sorusu eşliğinde derin bir muhasebe yapmamızın vakti çoktan geldi bana göre.
Gümrük Birliği, evet, Türk sanayisinin kabuk değiştirmesine ciddi katkılar sağladı.
Türkiye ve AB arasındaki sanayi mallarının serbest dolaşımını sağlayarak, miktar kısıtlaması ve eş etkili her türlü önlemin kaldırılması ile Türkiye’nin dış piyasaya uyumunu sağladı.
Piyasadaki ekonomik rekabete katılımını destekledi.
Bu nedenlerle Türkiye, sanayi ve endüstriyel ürünlerde, gerek nicelik gerekse de nitelik ve kalite olarak dikkat çekici gelişim sağladı.
“Kur şoklarının izin verdiği ölçüde” ana ihracat pazarı olan AB ülkelerinde üretilen sanayi ürünleriyle nispeten daha rekabet edebilir hâle geldi.
***
Bununla birlikte AB ile imzaladığımız Gümrük Birliği anlaşması süreç içinde getirdiklerinden çok götürüleri olan bir mekanizmaya dönüştü.
Türk ekonomisi, yanlış para politikaları ve krizlerin de etkisi ile adeta ithalat cennetine döndü. Sürekli dış ticaret açığı ve cari açık veren, bu açığı adeta bir bağımlı gibi sürekli borçlanarak kapatan Türkiye, krizlerden krizlere savruldu, borçkolik bir yapıya büründü.
AB’nin karar mekanizmalarında yer almadığı halde, o mekanizmaların ortaya koyduğu tüm kurallara uyum sağlamayı taahhüt eden Türkiye için Gümrük Birliği, “21’inci Yüzyılın Kapitülasyonu” olarak adlandırılmaya başlandı.
Bana sorarsanız, olumlu ve olumsuz eleştiri getirenlerin haklı oldukları çok nokta var.
Zamanın ruhuna uygun olarak güncellenmesi ve ülkemizdeki yerli üretimi destekleyici mekanizmaların devreye alınması gerekirken bu yapılmadı.
Sonuç?
Avrupa Birliği’nin bekleme odasında hala nefes tüketmeye devam ediyoruz.
Bugün gelinen noktada, AB’nin Türkiye’ye haber dahi vermeden imzaladığı her anlaşma, noktası ve virgülüne kadar bizleri bağlıyor. AB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı ülkeler, maşallah Türkiye’ye sıfır gümrükle mallarını sokarken, Türkiye bu ülkelere yüzde 30’a varan gümrükle ihracat yapabiliyor.
Bu durum “kapitülasyon” eleştirilerini elbette haklı çıkarıyor.
***
Bu tuhaf ve eşi görülmemiş ilişkiyi, çok sevdiğim bir felsefi anektod ile anlatmak istiyorum tüm dostlarıma:
Eski zamanların birinde genç Alfa, bilge Beta’ya gidip, “Bana hukuk öğret. Ama sana verecek param yok. İlk kazanacağım davadan kazanacağım parayla, derslerin karşılığını ödeyeceğim” demiş.
Beta dersleri vermeye başlamış.
O dönemlerde avukatlık ruhsatı böyle alınıyormuş.
Alfa, hukukun temel bilgilerini almış, yetiştiğini kanıtlamış, ancak haytanın biriymiş. Ne borcunu ödemiş, ne de davalara girmiş.
Beta, Alfa’ya dava açmış, borcunu ödemesini istemiş.
İlginç bir mantık da ileri sürmüş:
“Davanın sonucu ne olursa olsun fark etmez. Kazanırsam, hâkimin kararı ile borcunu ödemek zorundasın. Kaybedersem, ilk davanı kazandığın için yine borcunu ödemek zorundasın.”
Ancak, hayta Alfa’da kurnazlığın, oyunların ucu bucağı yokmuş.
Beta’ya çıkışmış:
“Davayı kazanırsam zaten borcumu ödemeyeceğim. Kaybedersem, aramızdaki söze göre ilk kazandığım davadan borcumu ödemem gerektiği için yine benden paranı alamayacaksın…”
***
Kimine göre Katolik nikâhı, kimine göre “21. Yüzyılın kapitülasyonu” kimine göre de Türk ekonomisinin rekabet gücünün kaldıracı…
“Sana göre nedir?” diye sorarsanız, Alfa ile Beta’nın öyküsü gibi bir iş bu…


