6 MİLYON KAYIP GENCİMİZ NEREDE?

Facebook
Twitter
LinkedIn

Hüseyin Vatansever

Sevgili Dostlarım,
2022 yılı ile birlikte 58 yaşıma adım atmış bulunuyorum.
Yaşı bana yakın olanlar, iş hayatına başladığımız yılları çok iyi anımsayacaktır.
O yıllarda, Türkiye’nin rekabete kapalı ekonomisinin etkisi ile “eli ekmek tutan” tanımına giren herkes şu ya da bu şekilde iş bulabilirdi.
Üniversiteye girebilmek, mezun olabilmek ise bugünkü kadar kolay değildi.
Mezun olanların iş bulması günümüze kıyasla çok daha kolaydı.
Hele bir de yabancı lisanı varsa, ortalamanın oldukça üzerinde gelire sahip olabilirdi.
Ya bugün?

***

Bakınız…
Ülkemizde kamu ve vakıf üniversitelerinin sayısı tamı tamına 209’a ulaşmış durumda. Eğitim seviyesi bizden kat be kat ileride olan Almanya’da dahi bu kadar üniversite yok.
Bu üniversitelerin pek çoğu, bırakınız uluslararası seviyede olmasını, ülkemizde bile geçerliliği olmayan diplomaları gençlerimizin koltuklarının altına sıkıştırıyorlar.
Adeta iskambil kâğıdı dağıtır gibi diploma dağıtıyorlar.
Bizim gibi iş insanları ise sorumluluk verebileceği, yetkin, donanımlı, kendisini yetiştirmiş, sorumluluk sahibi işgücünü bulmakta zorluk çekiyor.
Ve hepimizi kara kara düşündürmesi, sırtını ürpertmesi gereken veri…
15-29 yaş aralığında olup ne okuyan, ne çalışan, ne staj gören; ne yaptığı, ne yediği, ne içtiği, geçimini nasıl sağladığı bilinmeyen yaklaşık 6 milyon gencimiz var!
Hayatlarının en verimli ve öğrenmeye en açık oldukları döneminde, sokaklarda başıboş gezen, ana babasının –büyük olasılıkla emekli maaşından- cebine koyduğu harçlığa mahkûm gençlerimiz bunlar.

***

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Gençlik 2020 araştırmasına göre, ülkemizdeki gençlerin yüzde 28.3’ü hem eğitim hem de istihdam sürecinde yer almıyor.
Bir bölümü kayıt dışı ve sosyal güvenceden yoksun olarak çalışıyor kuşkusuz.
Kayıp bir kuşak yetiştiriyoruz ellerimizle!
Yaş gruplarına bakıldığında;
15-19 yaş aralığında 1 milyon 206 bin kişi; 20-24 yaş aralığında 2 milyon 225 bin kişi (Yüzde 38,7); 25-29 yaş aralığında 2 milyon 421 bin kişi (Yüzde 39,5) bu kapsamda bulunuyor.
Eğitimi, donanımı, mesleği olmayan bu gençlerin; hayata nasıl bağlanacaklarını, nasıl ev-bark sahibi olacaklarını düşünebiliyor muyuz?
Zaman su gibi akıp gidiyor.
10-15 sene sonra bu gençlerimiz isteseler de işgücüne katılamayacaklar. Ve yepyeni bir sosyal yaranın kapısını aralayacaklar.

***

Ve “Geniş İşsizlik” rakamımız…
Bir ülkeye ve o ülkenin ekonomisine duyulan güven, kamu otoritelerinin açıkladığı rakamlara duyulan güven ile doğrudan ilgilidir.
Türkiye’nin adeta sosyal bir yarası olan işsizliğin, pandemi dönemi ile ciddi bir artış gösterdiğini biliyoruz.
Ama rakamların dili farklı.
Son olarak geçen hafta açıklanan işsizlik rakamlarına göre geniş tanımlı (gerçek işsizlik oranı) yüzde 22,1 seviyesinde. İşsiz sayımız bir önceki aya göre 39 bin kişi artarak 3 milyon 777 bin kişiye ulaşmış. Genç nüfusta ise işsizlik oranı ise bir önceki aya göre 1,7 puan artarak yüzde 22,3 olmuş.
Ancak TÜİK’in işsizlik verilerine “İŞ ARAMAKTAN UMUDUNU KESTİĞİ İŞSİZ SAYILMAYAN” insanlarımız dâhil edilmiyor.
İşsiz olduğu son 4 haftada iş bulamadığı için, resmi işsizlik verisinden düşülen yaklaşık 5 milyon kişinin işgücüne dâhil edilmeme sebepleri arasında; mevsimlik çalışan olmaları, ev işleriyle meşgul oldukları için çalışmayı tercih etmemeleri, eğitim/öğretim, emekli, çalışamaz halde olmaları, çalışmaya hazır olsa da iş bulma ümidi olmadıkları için resmi olarak iş aramamaları bulunuyor.
Son olarak “Diğer” kategorisinde sayılan, mevsimlik çalışma, ev kadını olma, öğrencilik, irad sahibi olma, emeklilik ve çalışamaz halde olma gibi nedenlerle iş aramayıp ancak işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirten kişiler bulunuyor.

***

Siyasetçilerimizin ağzından sıklıkla işittiğimiz “Genç nüfusumuz en büyük avantajımız” mottosunun gerçekleri tam olarak yansıtmadığı, bu verilerden çok net anlaşılıyor.
Gençlerine gelecekte umut dolu bir yaşam vaadi sunamayan, onlara çağın gereği olan bilimsel eğitimi veremeyen, ortalama bir refah seviyesi yakalamalarını sağlayacak iş olanaklarını açamayan bir ülke; bence genç nüfusu ile övünmemeli.
Övünmeyi bir kenara bırakın!
Bu gençlerin ilerleyen yıllarda, orta yaşlara geldiklerinde hangi toplumsal sorunların paydasında yer alacaklarını iyi düşünmeli…

SON YAZILAR

Facebook
Instagram
Twitter