BİR HAYAT NASIL YAŞANMALI? BEDEN, ZİHİN, RUH…

Facebook
Twitter
LinkedIn

Hüseyin Vatansever

Sevgili Dostlarım,

Şubat ayı, “yüzyılın belası” olarak adlandırdığım Covid ile mücadele ederek başladı.

İki yıldır özenle sürdürdüğümüz tüm korunma önlemlerine rağmen, sevgili eşim Nursel ile birlikte Covid’e biz de yakalandık ve -Allah bir daha göstermesin- hayatımızın en sinir bozucu on beş gününü geride bıraktık.

Onlarca ilaç, her gün takviye ilaçların içine katıldığı serum alarak geçen günler…

Covid’in insanın vücudu üzerindeki etkilerini her gün konuşan uzmanlar, işin psikolojik ve ruhsal yönünü neden incelemez ve önlemleri paylaşmazlar, akıl alır gibi değil.

Buradan kendilerine biraz sitem etmiş de olalım…

***

Biz insanlar için “etkin insan enerjisi”nin ancak sağlıklı bir beden, berrak bir zihin ve huzur dolu bir ruh ile mümkün olduğunu, en önemli sermayemizin kendimiz olduğunu çoğu kez unutuyoruz.

Şunu da unutuyoruz ki yukarıdaki üç faktörden biri yaşamımızda eksik olduğunda biz her türlü  “kötü enerji”ye maruz kalabilecek durumda korumasız ve savunmasız kalıyoruz. Tüm kötü durumlar bu açık noktalarımızdan bizi yakalıyor ve yıpratıyor. Çok fazla kötülükle baş etmek zorunda kalıyoruz…

Bakın hayatınıza,  bunun pek çok örneğini mutlaka göreceksiniz…

Sanırım Covid’in tek iyi yönü, bu yüksek farkındalığı bize tekrar tekrar hatırlatması olsa gerek.

***

Meslekte 35 yılı geride bırakmaya hazırlanan bir mühendis olarak, iş hayatımdaki olumsuzlukları mümkün olduğunca sosyal hayatıma yansımamasına dikkat ediyorum. Hayatımı mümkün olduğunca; aileme, dostlarıma, sevdiklerime vakit ayırarak geçirmeye özen gösteriyorum.

Bu konuda ne kadar başarılıyım, onu tabii ki sevdiklerim bilebilir. Ancak kendimle ilgili bildiğim gerçek, gerek şirket işlerimi takip ederken gerekse yüklendiğim sosyal görevlerde işlerimi “amel=ideal iş”yapmak için ne kadar gayret ettiğim, hatta kendimi kaybedercesine çalıştığımdır.

Hâl böyle olunca da kendime ve sevdiklerime ne kadar zaman ayırabildiğimi varın siz hesap edin…

Bunla birlikte şunu da söyleyeyim; son 3 yıldır bu konuda eksi yönlerimi epey artıya çevirdiğimi düşünüyorum. Bu alanda daha gidilecek çok yolumuz olduğunu da ekleyerek…

Bu hayatta deneyimlediğim en önemli şey; hayatın sadece iş ile geçmeyecek kadar kısa ve kıymetli olduğu.

Bundan sonraki yaşam sürecimde de amacım, şu anki düşünce ve ruh halimi korumak ve oradan oraya koşarcasına da bir sürecin içine kendimi atmamak olduğunu ifade etmek isterim.

Yaşamı biraz olsun yavaşlatıp, ne yapmaya çalıştığımızı sorgulamak, neler için neleri kaybettiğimizi düşünmek gerek sevgili dostlar…

***

Günümüzde insanlarda gözlemlediğim en net yanlışlardan biri mutluluğun, para ve iş başarısı ile orantılı artacağına inanmaları, hayatlarındaki dengeyi kuramamalarıdır…

“Para ve iş hiç mi önemli değil” diye soracak olursanız…

Elbette ki önemlidir derim, fakat para ve başarının yeri her zaman doldurulabilir ve tekrardan kazanılabilir… Hah huy ile koşuşturma ile geçen ömrü nasıl geri alacağız?

Sormamız gereken soru belki de budur…

Oysa dostla edilen iki satır sohbetin, aileyle geçirilen zamanın, sağlıklı bir bedenin ve ruhun kaybedildiğinde yerine konulamadığını hepimiz çok iyi biliyoruz…

Bu dünyadan göçüp giden bir arkadaşın veya aile üyesinin acısını, giden sağlığın yerini hangi para veya statü yerine getirebilir?

Bu nedenle, diğer önemli değerlerimizi kaybetmemek adına hayatımızı dengede yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Alarko Holding’in kurucularından, meslek büyüğümüz, iş adamı merhum Üzeyir Garih’in “İş Hayatımdan Kesitler ve Gençlere Tavsiyeler” adlı kitabını, bu anlamda tüm dostlarıma öneriyorum. 2001 yılında, bugün hala aydınlatılamayan bir suikasta kurban giden Garih’in çok önemli öğütleri var gençlere…

Değerli işadamı Garih “Kim olsa selamlamayı ve mümkünse el sıkmayı ihmal etmeyiniz. Kimseyi görmezlikten gelmeyiniz” diyerek selamlama ve tokalaşmanın iş hayatındaki önemini belirtiyor. Verdiği öğütlerden bir başkası ise kişisel iletişim ile ilgili…

“Her gelen mektup ve yazıya, bekletmeden onu aldığınızı belirten bir cevabı mutlaka ve derhal yazınız. Ciddiyetinizin bir ifadesidir” diyor. Yazım tarzınız ve becerinizin, kişisel imajınızın en önemli unsurlarından biri olduğunu vurguluyor.

Garih’in bir başta yapıtı olan “İş Hayatında Motivasyon” kitabında ise “şirket ruhu” adını verdiği bir kavramdan bahsediyor. Buna göre, şirket ruhu, motive edici unsurların yanında çok daha önemli olan; çalışılan kuruma duyulan güven, kurum içindeki birlik, karşılıklı sevgi ve saygı faktörlerinden oluşuyor.

Bu ruhun yerleşmesi, yalnızca yıllar içerisinde yönetimin inançlı, tutarlı ve sabırlı davranması, bu tavrı belirgin bir şekilde ortaya koymasıyla mümkün olabiliyor.

***

Bize verilmiş bu güzelliklerle dolu hayatı, sadece işe odaklı ve bu yalan dünyanın günlük telaşı içinde yaşamak kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden biri hiç kuşkusuz.

İnsanoğlu, iş hayatının hırslı pençelerine kendi benliğini, sevdiklerini, sağlığını kaybettiği zaman hayatta mutluluğu maalesef ki hiçbir zaman yakalayamıyor…

Hani derler ya, “Bu aklımla gençliğime dönebilsem her şey daha farklı olurdu, şimdiki aklım ve tecrübelerim olsun, genç olayım dünya kadar borcum olsun” diye…

Geçmişte de bu bilinçle yaşamama rağmen yine de arada kaybolup giden sayfalar yok değil…

***

Son sözlerim ise gençlerimize…

Hayatı hiçbir zaman aceleyle, iş koşuşturmacasıyla yaşamayın; yaşadığınız her anın keyfini çıkarın, tadını alarak yaşayın hayatı…

Çünkü hayat, evet bir mücadele ama bir yarış değil…

Hele başkaları ile yarış hiç değil!

Unutmamak gerek; bu dünyanın daha güzel, temiz ve yaşanılası olması için “başarılı” değil, “iyi insanlara” ihtiyaç var…

Sağlığınızın, kendinizin, sevdiklerinizin kıymetini bilerek yaşayın.

Hayatınızı dengede tutun.

Çünkü hayat, sevdikçe ve sevildikçe, değer verdikçe ve değer gördükçe güzel…

Sevgi ve sağlıkla…

SON YAZILAR

Facebook
Instagram
Twitter